ÖĞRENME STİLİ NEDİR?

?

Öğrenme stilleri, algılama ve yorumlama olarak iki boyutta ele alınır. Algılama, görsel, sözel (işitsel) veya dokunsal olabilir. Yorumlama ise bütünsel veya ardışık olabilir.

GÖRSEL/BÜTÜNSEL STİL: Anlamak ve öğrenmek için görmeleri ve detaylara girmeden önce geneli anlamaları gerekir. Yorumlarken, algıladıklarını bütün olarak yorumlama eğilimindedirler.

SÖZEL/ARDIŞIK STİL: Anlamak ve öğrenmek için okumaları veya duymaları gerekir. Bütünü kavramak için önce detayları sırayla yorumlamaları gerekir.

DOKUNSAL STİL (GÖRSEL/ARDIŞIK): Anlamak ve öğrenmek için görmeleri, dokunmaları ve detayları kavramak için sırayla yorumlamaları gerekir.

İLGİ ALANLARI NEDİR ?

İnsanoğlu ilgi duyduğu alanlardaki konuları çok daha çabuk kavrar ve öğrenir. Bu nedenle, ilgi alanlarında araştırma yapmak, yeni birşeyler öğrenmek, kişinin öğrenme becerilerini geliştirir  Bu yolla geliştirilen öğrenme becerieri kullanılarak, ilgi alanına girmeyen ama zorunlu olarak öğrenilmesi gereken konular da daha etkin biçimde öğrenilebilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ÖĞRENME SİTİLİNİZİ BİLİYORMUSUNUZ ?

 

 

“Geleceğin cahili, okuyamayan değil; nasıl öğreneceğini bilmeyen kişi olacaktır.”

A. Toffler

Öğrenme Stili:

İnsan olmanın en önemli çekirdeğini oluşturan öğrenme stili(tarzı); öğrenirken ve başkaları ile iletişimde bulunurken insanlar arasındaki benzerliklerin yanında, insanın kendine özgülüğünü de gösterir. Bu kendine özgülük, bireyin öğrenmeye hazırlanma, öğrenme ve hatırlama aşamalarında diğerlerinden farklı yollar kullanmasıdır. Öğrenme stili; yürürken, oynarken, konuşurken, yazarken, otururken, yatarken yaşamın her anında ve her boyutunda bireyin davranışlarını etkiler. Düşünmeyi ve öğrenmeyi öğrenmenin temel basamaklarından biri olan öğrenme stillerini, öğrenciler, öğretmenler, yöneticiler ve ana-babalar başta olmak üzere tüm ilgililerin bilmesin de yarar vardır. Çünkü öğrenme stillerinin bilinmesi, yaramaz ve başarısız olarak görülen pek çok öğrencinin stilleri bilinmediği ve dikkate alınmadığı için istenmeyen davranışlar gösterdiğinin de anlaşılmasını sağlayabilir. Büyük ölçüde doğuştan gelen bu karakteristik özelliklerin; aile, uzman ve okul işbirliği ile küçük yaşlarda belirlenmesi gerekir. Bu işbirliği sayesinde çocuk, okulöncesi eğitim döneminden başlanarak daha rahat ve anlamlı bir yaşama hazırlanabilir.

Öğrenme sitilleri bakımından insanları görsel, işitsel, dokunsal olarak üç grupta toplayan çok sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmalardan birini yapan Grinder’e göre her 30 kişiden 22’si (%73) bu üç özelliğin ikisine, bazen de üçüne sahiptir(1). Görüldüğü gibi, her insan bunlardan biri ağırlıklı olmak üzere, ikisine, üçüne farklı derecelerde sahip olabilir. Bir insanın ağırlıklı olarak, işitsel( İ ) öğrenme stiline sahip olduğunu kabul edersek, aynı kişi farklı derecelerde de olsa görsel ( G ) ve dokunsal ( D ) olabilmektedir. Nitekim insanların çoğunluğunun birden fazla öğrenme stiline sahip olduğu söylenebilir. Öğrenme stillerinden yalnız birine( görsel, işitsel, dokunsal ) sahip olanların, genel nüfus içinde çok az olduğu varsayılmaktadır. Kuşkusuz, her sınıfta yalnız bir öğrenme stiline sahip bir ya da iki öğrenci olabilir. Bunlar içinde en fazla dokunsallar problem olarak görülmekte evde ailelerini, okulda öğretmenlerini üzmektedirler. Asıl sıkıntıyı ise bu çocuklar yaşamakta; aile ve öğretmenler tarafından hiperaktif oldukları sanılmakta ve uzmana başvurulmaktadır. Çok hareketli olduğu görülen her çocuk hiperaktif değildir. Çocuğa dokunsal etkinlikler uygulanmasına rağmen eğer öğrenemiyorsa, işte o zaman uzmandan yardım istemek gerekir.

Bireyin bebeklik, çocukluk, öğrencilik, yetişkinlik dönemlerindeki davranışlarının gözlenmesiyle, öğrenme stilinin göstergesi olabilecek ipuçları bulunabilir. Bireyin her gelişim döneminde öğrenme stili bakımından güçlü ve zayıf olduğu yönler görülmektedir. Burada fazla ayrıntıya girmeden öncelikle ana-babaları ve öğretmenleri genel olarak bilgilendirmek amaçlanmaktadır. Bu bağlamda öğrenme stilleri, aşağıda kısaca açıklanmıştır.


Görseller:

Özel yaşamlarında genellikle düzenli ve titizdirler. Karışıklık ve dağınıklıktan rahatsız olurlar. Önce çalışma ortamlarını kendilerine göre düzenlerler, sonra çalışmaya başlarlar. Çalışma masalarındaki araç ve gereçler için ( kalem, silgi, kalemtıraş, makas, zımba vb.) sabit yerler belirlerler ve onları hep aynı yerde tutarlar. Çalışma odaları, okuldaki dolapları, çantaları hep düzenlidir. Yazmayı pek sevmeseler de defterlerinin köşeleri kıvrılmasın diye gerekli önlemleri almışlardır. Bu nedenle ana-baba ve öğretmen tarafından taktir edilirler.

Görseller, öğretmenin ya da bir öğrencinin konuyu sunması/ anlatması olan düz anlatım yönteminin uygulanması durumunda, çabuk sıkılırlar ve dersten yeterince yararlanamazlar. Bunlar, derste işlenen konuyla ilgili öğrendiklerini gözlerinin önüne getirerek hatırlamaya çalışırlar. O nedenle öğretmenler, her öğrencinin değişik oranlarda da olsa görsel öğrenme stiline sahip olduğunu düşünerek ve konuyla ilişkisini çok iyi kurarak harita, şema, grafik, resim, fotoğraf, katalog vb. görsel araçlar kullanmalıdır.

İşitseller:

Ses ve müziğe karşı daha duyarlıdırlar. Küçük yaşlarda kendi kendilerine konuşurlar; sohbet etmeyi, birileriyle beraber çalışmayı severler. Konuşma ve dinleme becerileri gelişmiştir. Çoğunlukla ahenkli ve güzel konuşurlar. Özellikle İlköğretimin ilk sınıflarında kendi kendilerine konuştukları için, öğretmeni pek dikkatle dinleyemezler. İşittiklerini daha iyi anlamalarına rağmen bu özellikleri nedeniyle öğrenme oranları azalır. Sessiz okuma çalışmalarından pek yararlanamazlar; o nedenle, kendilerinin duyabileceği bir sesle okumalarına izin verilmesi gerekir.

Konuşarak, tartışarak ve başkalarının sözlü sunularını dinleyerek daha iyi öğrenirler. Dinlemenin yanında konuşma fırsatı da verildiği için, derslerde grup çalışması gerektiren yöntem ve teknikler uygulandığında pek mutlu olurlar. Dil ve yabancı dil derslerinde daha başarılıdırlar.

Dokunsallar:

Bunlar oldukça hareketli, adeta sınıftaki yerlerinde duramayan çocuklardır. Hareket etmek için, kapıyı kapama, pencereyi açma, tebeşir getirme, tahtayı temizleme gibi görevleri hep kendileri yapmak isterler. Uzun süre yerlerinde oturup dinlemeye/çalışmaya zorlanırlarsa hem dersten bir şey anlamazlar, hem de disiplin problemleri ortaya çıkabilir. Geleneksel öğretim anlayışı gereği Düz anlatım ve yazı tahtasının kullanımına dayalı geleneksel eğitim uygulamalarından en az yararlananlar onlardır. Bu nedenle, haylaz, tembel, geri zekalı, ve istenmeyen öğrenci/arkadaş olarak damgalanabilirler.

Derslerin düz anlatım yöntemiyle işlenmesi veya bununla birlikte göze hitap eden araç gereçlerin kullanılması dokunsal öğrencinin öğrenmesine yeterince katkı sağlamaz. Bir başka ifadeyle, anlatımla birlikte harita, şema, grafik, resim, fotoğraf, katalog gibi görsel araçlar kullanılarak derse renk ve canlılık katılması onların öğrenmesini beklenen ölçüde etkilemez. Kalıcı bir öğrenme için, ellerini kullanabilecekleri öğrenme ortamına ihtiyaçları vardır. Dokunsallar, derslik yerine laboratuar, okul bahçesi, uygulama alanı gibi ortamlarda yaparak yaşayarak daha iyi öğrenirler.

Yapılması gerekenler:

Öğrenme stillerinin bilinmesi, evde ve okulda çocuğa nasıl davranmamız gerektiğine ilişkin önemli ipuçları verir. Ana-babalar ve öğretmenler çocukları gözlemeli, hatta öğretmenler yalnız gözlem yapmakla yetinmemeli “öğrenme stillerini belirleme listesi” kullanarak öğrencilerinin öğrenme stillerini daha nesnel olarak belirlemelidirler. Kuşkusuz, her insanın görsel, işitsel, dokunsal öğrenme stillerinden sadece birine sahip olması gerekmez. Çoğunlukla biri ağırlıklı olmak üzere, ikisine ya da üçüne sahip olunabilir. Yalnız görsel(YG), yalnız işitsel(Yİ), yalnız dokunsal(YD) öğrenme stiline sahip bir öğrenci ve ailesi geleneksel eğitim (ülkemizde olduğu gibi öğretmen merkezli ve ezber ağırlıklı öğretme/öğrenme) anlayışının hakim olduğu okullarda önemli sorunlarla karşılaşabilir. Çünkü geleneksel eğitimde öğretmen aktif, öğrenciler pasiftir. Böyle bir ortamda, YD öğrenciler hareketlilikleri nedeniyle arkadaşlarını rahatsız eder ve sınıfın düzenini bozarlar. Yİ öğrenciler sessiz okuma yaptırıldığında sıkıntıya düşebilirler. YG öğrenciler ise, diğer iki gruptakiler kadar sıkıntı çekmezler. Her öğrenme stilindeki öğrencilerin de dersten yararlanabilmesi için, okullarımızda öğrencinin aktif, öğretmenin rehber olduğu, öğrenci merkezli eğitim uygulamalarını yaygınlaştırmak gerekir. Öğrenci merkezli eğitim, oldukça fazla sayıda yöntem, teknik ve öğrenme/ öğretme uygulamasıyla gerçekleştirilebilir. Kubaşık(işbirlikli) öğrenme, proje temelli öğrenme ya da başka bir örnek olarak “Senaryo Temelli öğrenme” uygulaması verilebilir.

Senaryo temelli öğrenme:

Öğrencinin ilgisini çeken, ona anlamlı gelen, düşünmesini ve araştırmasını sağlayan, arkadaşlarıyla birlikte çalışma becerisini geliştirmeye yönelik içerikteki senaryolar, her öğrenme stilindeki öğrencileri aktif hale getirerek onlara birlikte ders işleme imkanını vermektedir. Senaryo gereği öğretmenin anlatması gerekenler varsa, bu kesinlikle 10 dakikayı geçmemelidir. Çoğu kez ders ünite ve konularından ya da bunların bir boyutundan adını alan senaryolar geliştirilirken en azından şu sorulara (ölçütlere) cevap aranmalıdır. Senaryo; 1-Dersin ve konunun hedeflerine uygun mu? 2- Öğrencinin seviyesine uygun ve ilgisini çekiyor mu? 3- Bütün öğrencileri eğlendirici ve aktif hale getirici mi? 4- Öğrenciyi aktif, öğretmeni rehber duruma getiriyor mu? 5- Öğrencileri bilgilerini kullanırken düşündürüyor mu? 6- Öğrenciye günlük ve mesleki yaşamında kullanabileceği beceriler kazandırıyor mu?

Sosyal Bilgiler ve Fen Bilgisi derslerine ait iki örnek senaryo(2):

Konu: İstanbul'un Fethi

Sınıf Derecesi: Değişik sınıflarda uygulanabilir

Önceden haber verilen öğrenciler, derse birer gazete getirirler. Sınıfta 3'lü gruplar oluşturularak her grubun bir sayfalık gazete çıkarmaları istenir. Gazete Fatih'in İstanbul'u feth ettiği günlerde çıkacaktır. Tüm haberler, makaleler, ilanlar, reklamlar, fiyatlar o günün şartlarına göre düşünülüp yazılacaktır. Öğrenciler hazırladıkları yazıları büyük bir kağıda yapıştırırlar. Hazırlanan gazete ilk önce gruplar tarafından okunur daha sonra ise tüm okulda sergilenir.

Not:

Öğrencilerin gazete getirmelerinin sebebi bu gazetelerin kendilerine yardımcı olması içindi. Bu senaryo ilk geliştirildiğinde öğrencilere gazete inceleme kriterleri verilmişti; fakat senaryo uygulandıkça kriter verilmeyen öğrencilerin daha kolay işi yaptıkları gözlendi. O nedenle onlara niçin gazete getirdikleri (sorulmadıkça) söylenmemeli ya da getirdikleri gazeteleri incelemeleri gerektiği gibi bir yönlendirme yapılmamalıdır.

Konu: Evsel atıkların geri kullanımı konusundaki eğilimlerin belirlenmesi


Sınıf derecesi : Her sınıfa uyarlanabilir

Evsel atıkların oluşturduğu çöp dağlarının azaltılması ve yeryüzünün azalan kaynaklarının pervazsızca yok edilmesini önlemek amacıyla kağıt, cam, metal gibi maddelerin fabrikalarda işlenerek yeniden kullanılabilir ürünler olarak bize sunulmasının önemi son yıllarda belirgin bir şekilde artmıştır. Yeniden kullanılabilir evsel atıkların, bu atıkları ortaya çıkaranlarca ayrılıp uygun yerlere gönderilmesi/verilmesi bu işlemin olmazsa olmaz basamağıdır. Oysaki evsel atıkların ayrı tutulması fazladan bir iş gücüdür. İnsanların bu işe zaman ve enerji harcamaları için bu bilince ulaşmaları gerekmektedir. Acaba çevremizde yaşayanlar bu bilince ne kadar ulaşmışlardır? Bu bilinci kazanmaları için neler yapılmalıdır?

Çevrenizde yaşayan insanlarla mülakat yapınız. Anketler hazırlayarak uygulayınız. Çevrenizde yaşayan insanlar evsel atıkların yeniden kazandırılması konusunda ne düşünüyorlar? Böyle bir çaba içerisindeler mi? Niçin bazı insanlar bu işi kendilerine vazife edindikleri halde bazıları hiç aldırmamaktadır? Bu insanların eğitim düzeyleri ve gelir düzeyleri bu davranış farklılığında bir etken midir? Başka hangi etkenler böyle bir farklılığa neden olmaktadır? Evsel atıkların yeniden kazandırılması konusunda duyarsız olanlar bu tavırlarının nedenleri olarak ne söylemekteler? Böyle bir enerji ve zaman ayırmaları için ne yapılmasını beklemekteler? Zorlamayla bu iş yaptırılabilir mi? Yoksa insanlar ikna mı edilmeliler? Bu konuda çevrenizde bir kampanya var mı? Varsa ne derece etkili olmaktadır?

         Bu araştırmanın sonuçlarına göre siz de çevrenizde evsel atıkların yeniden kullanılması konusunda bir kampanya programı geliştiriniz ve uygulayınız.

Senaryo temelli bir dersin sonunda, öğrencinin işine yarayacak bir ürünün ortaya çıkması, onun derse güdülenmesi, dersleri sevmesi ve gördüğü eğitimi benimsemesi, bakımından çok anlamlı olacaktır. Bu ders ürünü; bir poster, bir grafik, bir gazete, bir araç ya da yaşantısındaki bir problemin çözümü, yaşanılan çevreye bir katkı sağlama vb. şeklinde olabilir. / Dr. ALİ TEMEL

_______________________________________________
* Maltepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğretim üyesi
1- Boydak, Alp. 2001. Öğrenme Stilleri. Beyaz Yayınları, İstanbul.
2-
http://www.geocities.com/college & http://ogrenme.kolayweb.com

 

 

 

 

 

 

 

ÖĞRENME STİLLERİ[1]


 

Kan grubunuzu biliyor musunuz?  Eğer bilmiyorsanız öğrenmeniz gerektiğini biliyorsunuz.  Kan grubunuzun, sizin için yaşamsal önemi var.  Kan grubunuz kadar önemli olan öğrenme stilinizi bilmeniz de yaşamınızı oldukça kolaylaştıracaktır.  Çünkü öğrenme stilinizi bilmek, pek çok anlamsız gelen davranışlarınıza anlam katacaktır.  Öğrenme stiliniz sizin kan grubunuz gibi doğuştan var olan ve sizin yaşamınıza çok derin etkileri olan özelliğinizdir.  Öğrenme stiliniz yaşam boyu değişmez ama yaşamınızı değiştirir.

Öğrenme stillerini Görsel, İşitsel ve Kinestetik/Dokunsal diyebileceğimiz üç ana özellikte toplayabiliriz

Görsel:       

Özel yaşamlarında genellikle düzenli olurlar.  Karışıklık ve dağınıklıktan rahatsız olurlar.  Dağınık bir masada çalışamazlar önce masayı kendilerine göre düzenlerler daha sonra çalışmaya başlarlar.  Kalem, silgi, kalemtıraş gibi araçlar için sıra/masada kendilerine göre yerler belirlerler ve bu araç-gereçleri hep bu yerlerde tutarlar.  Çantaları dolapları her zaman düzenlidir.  Yazmayı sevmeseler bile defterleri düzenli ve itinalı kullanırlar.  Düz anlatım dediğimiz, -okullarda öğretmenin ya da bir öğrencinin dersi anlatması- yönteminden yeterince yararlanamazlar.    Tam olarak anlamaları için  dersin mutlaka görsel malzemeler ile desteklenmesi gerekir. Harita, poster, şema, grafik gibi görsel araçlardan kolay öğrenirler ve bu araçlardan öğrendiklerini kolay hatırlarlar. Öğrendikleri konuları gözlerinin önüne getirerek hatırlamaya çalışırlar.

İşitsel:

Küçük yaşlarda kendi kendilerine konuşurlar.  Ses ve müziğe duyarlıdırlar.  Sohbet etmeyi, birileri ile çalışmayı severler.  Genellikle ahenkli ve güzel konuşurlar.  Yabancı dil öğreniminde (Konuşma ve dinleme becerilerinde) başarılıdırlar.

İlkokul 1 ve 2. sınıflarında kendi kendine konuşmaları nedeni ile öğretmeni dinleyemezler, bu özellikleri nedeniyle işittiklerini daha iyi anlamalarına rağmen bu şanslarını kaybederler.  Göz ile okuma esnasında hiçbir şey anlamayabilirler o nedenle en azından kendi kulağının duyabileceği bir ses ile okumalarına izin verilmelidir.  İşittiklerini daha iyi anlarlar.  Daha çok konuşarak, tartışarak öğrenirler.  Bilgi alırken dinlemeyi, okumaya tercih ederler.  Olay ve kavramları birinin anlatması ile daha iyi anlarlar. Grup ve ikili çalışmalarda konuşma ve dinleme olanakları olduğu için iyi öğrenirler.

Hatırlamak istediklerini birisi kendilerine anlatıyor ya da söylüyormuş gibi işiterek hatırlarlar.

Kinestetik/Dokunsal:

Oldukça hareketli olurlar.  Sınıfta yerlerinde duramazlar sürekli hareket halindedirler.  Tahtayı silmek, pencereyi açmak, kapıyı örtmek, tebeşir getirmek hep onların görevi olsun isterler.  Uzun müddet oturmaya zorlanırlarsa derste ne olup bittiğini de anlamaz hale gelebilirler.    Bu hareketlilik uygun işlere yönlendirilmezse genelde sınıfta problem çıkarırlar.  Bizim okul sistemimizden kötü yönde etkilenirler  ve genellikle istenmeyen öğrenci haline gelirler.  Tahta-tebeşir-anlatım ders işleme sisteminden en az yararlanırlar bu nedenlerden dolayı da yaramaz, tembel ya da zeki olmadıkları ileri sürülebilir.

Dersin anlatılması, veya görsel malzemeler ile zenginleştirilmesi Kinestetik/Dokunsal öğrencinin öğrenmesine beklenildiği ölçüde katkı sağlamaz.  O nedenle, sınıflarımızda ideal ders araçları olarak kabul edilen, şema, harita, fotoğraf gibi görsel araçlar kinestetik öğrenci için (görsel öğrencilere göre) daha az değer taşır. Çünkü ne kadar renkli ve canlı olursa olsun görsel materyaller onların öğrenmesini beklenilen ölçüde kolaylaştırmaz.  Anlatımdan da  yararlanamazlar.
Öğrenebilmeleri için mutlaka ellerini kullanacakları, yaparak yaşayarak öğrenme dediğimiz yöntemlerin uygulanması gerekir.  Sınıf yerine okul bahçesi veya laboratuarda dokunarak, ellerini kullanarak olayların içinde yaşayarak en iyi öğrenirler.

Öğrenme stilleri ile zeka arasında bir bağlantı tespit edilmemiştir.  Her insanın bu stillerden yalnız birine sahip olması gerekmez,  ikisini hatta üçünü de taşıyabiliriz.  Bazı kişilerde iki stil ağırlıklı olarak vardır.  Bazı kişiler bu üç özellikten birini diğer iki özellikten daha fazla taşırlar bu durumda klasik kağıt-kalem okul sisteminde bu kişiler zorlanırlar.  Özellikle ağırlıklı dokunsal/kinestetik veya ağırlıklı işitsel olan ve diğer stillerin özelliklerini göstermeyen öğrenciler bu gruba girmektedirler.  Dokunsal/kinestetik ağırlıklı (Bu stil güçlü diğer stiller ise yok ya da çok az var) öğrenci mutlaka ellerini/vücutlarını kullanarak bu dersi yapmak isterler oysa ki, sınıfta öğretmen aktif öğrenciler ise sırada oturmak zorundadır.  Bu şartlarda, kinestetik öğrenciler arkadaşlarını rahatsız eder ve sınıfın düzenini bozarlar.  İşitsel ağırlıklı öğrenciler ise gözle okumalarda sıkıntıya düşebilirler çünkü sesin işitilmesi öğrenmelerini kolaylaştırır hatta bazı durumlarda öğrenmeleri için şarttır.  O nedenle ilkokulda öğrencileri özendirmeye çalıştığımız göz ile okuma işitseller için bir sorun olabilir.  Bu konuda işitsel öğrencilere yardımcı olmalıdır.

Her üç stildeki öğrencilerin de dersten yararlanabilmesi için sınıfta öğrencilerin aktif öğretmenlerinde rehber olması erekmektedir.  Bunun yapılabilmesi için dersin senaryo benzeri bir etkinlik ile işlenmesi önerilir.  Senaryo sözcüğü ile, drama veya tiyatro kastedilmemekte, yaşamın benzerinin öğrenim ortamına taşınması veya öğrenimin bizzat yaşamın içerisinde oluşması gerektiği vurgulanmaktadır.

Sonuç: Öğrenme Stilleri bireyin doğuştan sahip olduğu ve onun başarısını etkileyen karakteristik özelliğidir.  Öğrenmeyi öğrenmenin temel basamaklarından biri olan öğrenme stilleri öğrenciler ve öğretmenler başta olmak üzere tüm toplumun bilmesi gerekmektedir.

Öğrenme stillerinin bilinmesi tembel  veya yaramaz olduğunu sandığımız pek çok öğrencinin sadece kendi stilinin bilinmediği ve dikkate alınmadığı için öğrenemediği  ve/ya istenmeyen şekilde davrandığı gerçeğinin anlaşılmasını da sağlayacaktır.Kaynak:http://www.geocities.com/laleormani/kitap.htm

 

 

 

 

Çocuğun Zihinsel Süreç ve Yetilerinde Biçimsel Dil

Çocukların kendilerini resim yoluyla ifade ederlerken bunu, bedensel, yaş ve gelişimlerine göre zihinsel süreçlerinin işleyişi içinde gerçekleştirmektedirler. İ. San bu konuda Piaget'in görüşlerine şöyle değinmektedir:

..." Piaget'e göre, zihinsel gelişimde simgesel işlev taklid ve taklidin içselleşip kısaltılmasıyla gelişir. Bu iç eylemler sonunda imgelem ortaya çıkar. İkinci yaş ortalarına kadar çocuk gözünün önünden kaybolan, gözünden ırak olan nesne ya da olguların izyerini zihninde tutamamaktadır. Demek ki görsel olmadıkları sürece imgeler çok küçük çocukta yitip gitmektedirler."(1)

Görsel imgeden ancak ikinci yaşın sonundan başlayarak sözedilebilmektedir. Çocuklar özellikle erken yaşlarda gerçek dünya ve imgelem dünyası arasında pek de kolay bir ayırım yapamaz. Ancak bu düşlemlerine gülünüyor ya da ket vuruluyorsa bu iki dünyayı ayırdetme gücü kazanarak imgelemleri bir yana itmektedir. Böylece imgeleri "görme" gibi doğal bir eğilim köreltme yoluyla baskı altına almaktadır. Oysa sanat eğitimi açısından önemli olan, sanat etkinliği sürecinde algının görsel bir form alması, görsel imgeye dönüştürmesi olmalıdır. Öğrenme süreci içindeki düşünme, fiziksel imgeler ve semboller geliştiren bir düşünme sürecine dönüştürülmelidir.

Çocuğun zihinsel gelişiminin incelendiği tüm gözlemler, erken yaşlarında kendinin imgesel iç dünyasını dış dünyaya uydurmaya, uyumlaştırmaya çalışmakla meşgul olduğu görülmüştür. Çocuk somut nesneler arasındaki sağlam bağlantıları yavaş yavaş kurarak bu bağlantılar üzerinde soyut düşünceler temellendirmektedir. Bildiklerimizle, zihinde canlandırdıkları zihinsel etkinliğin çerçevesini oluşturmakta, Piaget bunu kavramsal düşünce aşamasına geçebilmesi için temel bir gelişim basamağı saymaktadır. Piaget'e göre, bu basamak ikinci yaşın sonuna doğru gelişmekte, 2-4 yaş arasındaki çocuk, göz önünde bulunmayan, varolmayan nesneleri temsil eden zihinsel simgeler geliştirmeye başlamaktadır. Çocuğun ben-merkezci dünyasında, kendini kendiyle etkileşim halinde bulunan dış güçlerden ayırması zor olmaktadır. Bu aşamada kendi iç dünyasını dış ayırımlar yapamadığı için de çizdiği resim ile, resmini yapmakta olduğu nesneleri tam bağdaştıramamaktadır.

Çocuğun dünyasını nasıl gördüğü üzerinde durulduğunda çocukların desen çizme yeteneklerinin, biçimleri dokunma ve duyuları yoluyla ayırdetme yetileriyle birlikte geliştiğini ve her iki gelişim arasında koşutluk olduğu görülmektedir.

Çocuk ancak altı yaşlarında görmeksizin dokunma ve elleme yoluyla yıldız, haç gibi karmaşık biçimleri tam olarak kavrayabilmektedir. Yalnızca görme yoluyla formları kavrama ise daha erken oluşmaktadır. Altı aylıkken kare, üçgen, oval gibi basit geometrik biçimleri ayırdedebilmektedir. Bu topladığı algıları bebek sonrası için ipucu olarak saklar. Onbeş aylık ile iki yaş arasında üçgen ve diğer bazı biçimler kavram olarak çocukta gelişir.Üç yaşında yalın olarak yuvarlaklık, silindirlik ve iki boyutlu yuvarlaklık kavramları yeterince gelişmiş durumdadır. Formlar arasındaki algılama da buna koşut olarak yavaş yavaş gelişir. Çocukların formları algılamasında, renklerin mi, yoksa formların mı önemli olduğu da araştırılmıştır. Çocuklara nesneler yalnız renklerine ya da biçimlerine göre algılanabilecek şekilde gösterilerek, eşleştirmeleri istenmiştir. Araştırma sonucunda üç yaşında çocukların nesneleri formlarına göre düzenledikleri, 3-6 yaş arasındakilerin rengi esas aldıkları, altı yaşından büyüklerin ise gene formu temel aldıkları görülmüştür. Sonuç olarak; çocuğun gelişimi ilerledikçe eşyanın biçimsel ögeleri renk gibi kimi yüzeysel ögelere daha ağır basmaktadır.

Çocuğun büyüklük ve küçüklük kavramlarını algılama yeteneği de zaman içinde gelişmektedir.Okul öncesi çocuk tek olarak figürleri algılamasına kıyasla, yeri ve yerin üzerindeki figürlerle bağlantısını yetişkine yakın derecede algılar. Benzer formda nesnelerin büyüklükleri hakkında da yetişkinler kadar yargılama yetisine sahiptir. Ancak figürlerin biçimleri birbirinden değişikse çocuk güçlükle karşılaşır. Örneğin, bir üçgenle karenin büyüklüklerinin karşılaştırılması istenirse bu yargılar için ipuçlarını bulmakta zorlanır. Yine 3-4 yaşlarında geometrik formların büyüklüklerini usa vururken küçükken olduğundan daha çok yanılsama etkisinde kalır. Söz gelimi yıldız gibi yayılan formlar kare gibi toplu formlara kıyasla daha büyükmüş gibi gelir.(2)Kendisi ile diğer nesneler arasında da kıyaslamalara başlar. Anaokulundaki çocuk ana-babasının bedenlerinin büyüklüğünü gerçekçi olarak algılayabilir. Baba en büyük, kendisi en küçüktür. Yine kendisinden karşıt cinste olanları daha büyük algılama eğilimi gösterir.

Çocuklar mekanla ilişkilerini yakın - uzak ilişkisi içinde kavramaktadır. Çocuklarda mekan duygusunun gelişmesi için çocuğun mekanı ile tanıdığı, büyüklüğü ve kendisinden uzaklıklarını bildiği nesneleri kıyaslamasını öğrenmesi gerekir. Nesnelerin dış çizgilerini ve renklerini çocuk ölçüt olarak kullanmaya başlar. Genellikle kendine yakın olan eşyayı olduğundan daha büyük, uzak olanı da küçük sanma eğilimi vardır. Emekleme devresinde nesnelere ulaşması ve gidip - gelmeler kısa-uzun kavramlarını geliştirir. Ancak iki ağaç arasındaki uzaklığı tam olarak algılayamaz. Bu gibi uzaklık için tam algılama ergenlik çağına kadar oluşamaz.5-6 yaşlarında bile nesnelerin boyutlarını derinlik yönünden tam seçmez. Uçağın uçarken küçük, yerde iken çok büyük görünmesi onda iki ayrı şey olduğu kanısını uyandırır.(3)

Bireysel farklılıklar ve sanatsal yaratma konusu içinde daha önce de değinildiği gibi, gerek sanatın tarihsel sürecinde, gerekse çocuğun biçimsel anlatımında iki ayrı algılama tipi bulunmaktadır: Görsel ve dokunsal algı.

Löwenfeld'in "evrensel" dediği bu iki algılama tipi çocuğun yaratıcı sürecinde önem taşımaktadır. Şöyle ki;

..."Görsel tipteki bir çocuğun salt ve yalın bir betimleyici olmayacağı açıktır. Görsel çocuklar mecazlarını, doğrudan doğruya yaşantı hammaddesinden kurabilirler. Görsel tiplerin salt betimleyiciliğe pek eğilimleri olmadığı gibi, bu tip yaşantılarının imgesel olmayan suretlerini kurmaya da az eğilim gösterirler. Görsel tipte bir çocuk önce yaşantısını görme duyusu ile ilgili yanıyla sınırlar, kabaca dış çizgilerini çizer (eskiz gibi ); bir başka ikinci gözlem aşamasında, yaşantısının bütün olarak bıraktığı izlenim bölümlerini çözümler. Löwenfeld bu tip çocuk için ayrıntıların soyut olarak gözlemlenmesinin hemen hiç söz konusu olmayacağını belirler. Görsel çocuk için, yaşantının ayrıntılarının bilincinde olmak ve bu ayrıntılardaki değişiklikleri görebilmek önemlidir; çünkü bu ayrıntılar kendini çevreleyen dış gerçeklikte varolan etkilerin sonucudur.

Dokunsal tipteki çocuk öznel yaşantılarını görsel bir takım biçimlemelere dönüştürmez. Dokunsal doyumların düzenlemeleri onlara yeterli gelecektir.Dokunsal çocuğun yarattığı bir yapıt nesnel olgulardan çok duyumlarla sınırlanır ve saptanır.Böyle çocuğun yapıtında yüzeylerin doku ve örgüsü önem kazanır, belli beden parçalarının abartıldığı görülür. Bu abartmalar bu tip çocuk için yaşantının en önemli yönlerine dikkat çekme aracıdır; o neyi "doğru" hissederse ona ağırlık verir. ( Conrad )

Hiçbir çocuğun tıpkı yetişkin sanatçı gibi aynı ve belli bir yaşantıyı aynı ya da benzer anlatımla dile getirmeyeceği gerçeği bir kez daha ortaya çıkmaktadır. Çocuklar bu yaşantıya kendi algılama, anlama ve yorumlama tarzlarına göre tepki gösterirler.

Onun için öğretmenin görsel ve görsel olmayan ile salt betimleyici tipleri ayırabilmesi gereklidir. Nesnel olguları, bizlerin onları gördüğümüz biçimde betimleyen düzenlemelerle sergilemekte başarı gösteren çocuk betimleyici tiptendir. Onların formları, imgesel düşünme'den, buluş, derin çağrışımlar, benzetme ve şiirsel mecazlardan yoksundur.../

..." Conrad'a göre çocuklar bu görsel ve dokunsal ya da sıralayıcı-betimleyici kategorilerden birinden birine daha eğimlidirler. aşırı tipler azdır. Öznel tutum gösteren bir çocuğa, yaşantıları birleştirmesini, çağrıştırmasını öğretebilmelidir. Görsel çocuğun ise öznel duygularını, eğilimleriyle bağdaştırmasını, bağlamasını öğretmelidir. Ancak Löwenfeld'e göre görsel olan bir çocuk dokunsal olmaya, ya da dokunsal çocuk görsel olmaya zorlanmamalıdır.Böyle davranılırsa söz gelimi görsel çocuk bedensel duyumlarla ve öznel duygularla daha sık ve daha derinden ve içten tepkiler göstermeye zorlanırsa, ketlenmeye uğrayabilir.Her durumda, çocuk kendi eğilimine uymalıdır. Kimi çocuk için anlatım, nesnel ögeler taşıyan, ama öznel olan bir anlatımdır; kimi çocuk için ise nesnel olan öznel olan ile uygun ve elverişli bir biçimde kaynaşabilir."(4)

Eğitim yalnız kişiliğin gelişimi için değil, algısal gelişimi de sağlayıcı olmalıdır. Sanat eğitiminde konu ve çeşitli malzemeler aracılığı

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !